Minyatür-Karikatür.


Gözlerim kamaşıyor doğan güne ısrarla bakmaya çalışırken,inatla gözlerimi kısıp ay'ın kayboluşunu izliyorum..
Saate bakmak umrumda değil,kaç olursa olsun kime ne kiramı veriyoruz dakika başına..
Onlar konuşuyor,bunlar konuşuyor.. Ama en güzel o konuşuyor..
Sustukça susuyorum. Su içip,yeşeriyorum kiremit parçalı dünden kalma harabe yığınlarına..
Kadınlar yüksek topuklu terlikleriyle geçiyorlar beyoğlu akşamlarından,adamlar dudaklarında bir ıslık elleri ceplerinde izliyorlar terliklerin çekici izlerini. Ben ise dünyadan bihaber batırıyorum odamın camından bildiğim tüm güneşleri,güneşden daha büyük yıldızlar var ya.. Onlara güveniyorum belli ki..
Akşam yürüyüşleri yapıyoruz onunla beyoğlu-eminönü seferleri gibi değil bildiğin otoban kenarlarında,akse sapağının çıkışlarında. Ellerini tutmuyorum,elleri tutmuyor muzipçe yollara savrulan ruhumu..
Özgürlük böyle bir şey olsa gerek nefes almak-nefes vermek..
Aklıma takılan tüm saçma sapan,aptalca soruları birbir diziyorum önüne,sıkılmıyor,yorulmuyor..
İnatla cevaplıyor sonra bizde kal diyor,açlıktan ölürüz korkusuna susuyoruz..
Coğrafyadan bahsediyor bana,coğrafyamı anlatıyorum. Kaptan gezgin keşiflere meraklı ama biraz tereddütlü sanki boğulmaktan korkuyor bilmediği yaşam alanlarında..
Ben hala ayakkabılarımı çıkartmıyorum eve girdiğimde alışkanlık işte,ağzım yara oluyor karbonat bastırıyoruz çiviyi çivi söker hesabına.. canım acıyor,zihnim bulanıyor sonra geçiyor hepsi anlık bir heves gibi. Anlık bir heves hep benimkisi..
Parmak uçlarıma yükselerek sarılıyorum ona,eğilerek sarılıyor bana kendimi ufak tefek bir şey sanıp,gülümsüyoru(z)m.. Yalan, sadece onunkinden boyum biraz daha kısa..
Telefonlar hep çalıyor ne kadar kendimi kimsenin bulamayacağı yerlere saklamaya çalışsamda orada da birileri hep dokunuyor bana,ben nefes aldıkça..

Karbondioksit olarak çıksam ne fayda? Sonuçta hepimiz uçucu değilmiyiz..

Ps..
ah bir varmış bir yokmuş eski günlerde..
Küçük bir kız yaşarmış boğaz içinde..
İyi de bize ne!?

hurafe anacım hurafe!

yok yani zaten diş ağrısı tavan yapmış bünyemde birde bir sürü zırvalıklarla uğraşıyorum. Dişimimi söküp onların gırtlaklarına kadar soksam yoksa onların dişlerinimi söküp aynı acıyı yaşarken karşılarına geçip zırvalasam henüz karar vermiş değilim. Alternatifleri değerlendiricem..
Uslu olmak,güzel bir şekilde yanaşmak hiç bana göre değildi biliyordum zaten ama bir kere insan olayım dedim ama hayvanat bahçesine girmişim..

Silent
Canım!
Avenged
Embesil naber
Silent
!!! Mümkünse s*ktir olup gidermisin!
Avenged
iyimisin!?
Silent
Malmısın lan insan gibi geldik karşına!
Avenged
ya niye alınıyosun ki?
Silent
oha! kaybol ya!
Avenged
peki s*ktir olup gidiyorum senide s*ktir ediyorum!
Silent
Hala karşımda duruyosan sen beni s*ktir edemezsin! ben ederim!
Avenged
...


Ne kadar çok s*ktiri boktan bir konuşma olmuş şimdi fark ettim..
Neyse efem..
Abimle ben babamın embesil çocuklarıyız..
Abim ne demiş?
el ense g*te şaplak!

i was hoping..


Saat 03,32..

Alanis Moriseete - i was hoping çalıyor..
İnsanı bir anda dans pistine itip dans etmeye zorlayan hatta kafasına vura,vura içinden ne geçiyorsa söylemeye zorlayan bir şarkı..
Çok eskilerden tanıdığım,çok sevdiğim bir adam attı bu şarkıyı..
Buda yapılırmı anacım ? Gecenin bu saatinde.. Allah belanı versin! diyesim geliyor demiyorum elbette nazikçe teşekkür edip şarkıyı bilmem kaç defa dinliyorum sadece..

Ne düşündüğümü biliyorsun sen..
Abartmama gerek yok benim,çelişkiler-ikilemler yol almış yürüyor önümde..
Ama gölge oyunları oynama benimle,gölgenede basabilirim elbet imkansız sanarken sen..
Küçüksün ve korkuyorsun tüm yaşadıklarından daha o kadar safsın ki,göremiyorsun sana bakarken ne hissettiğimi.
Sırtımda ki yanık acıları kadar berbat,ardı sırası kesilmeyen cevapsız çağrılar kadar komiksin..
Sıradan bir gece showu,gösterişsiz bir cafetariasın. Işıklarla abartılmış bir yanın var sanki,korkuyorum elektrikler kesilirse ne olacak senin halin?
İstiklal caddesinde mi senin hala sözlerin? Yoksa Akse sapağında mı kaldı en son kurduğun cümle..
Hangi kamyonun arkasında ki yazısın sen beni bu denli gülmeye ittiren?
O gecede gözüme sadece yol kenarında ki ışıklar çarpıyordu bu yüzden güzel sanmıştın gözlerimi..
Hiç bir şeyi tam olarak göremiyorsun ki..
Hem erkek adam dediğin rakısını içtiği zaman gözleri kapalı yürüyebilmeli..
Yüzün ne renkti ?
Sana bir şey demek gelmiyor içinden.
Hem zaten beni tanırsın sen..

P.s..
Allah belanı versin Alanis..
Ananın önüne kanlı gömleğin gele Alanis,buda yapılır mı Alanis!

Kelebek ömrü..

Şimdi ne demeli..
Koca bir deniz gibi,gözlerin,sözlerin..
Kaç kere konuşmuştum kendimle,kaç kere karar verip kaç tabu yıkmıştım kendi çizgimde..
Şimdi şarkı söyler gibi..
Uslan denizim..
Sıralanmış cümleler artık etkilemiyor beni,sevdiğim insanlar,sevdiğim adamlar..
Toz parçacıkları gibi,ucuz adi bir süpürge silip-süpürüp geçiriyor herşeyi..

Kurtar beni..
Kutsar gibi,
Niyetimden vaz geçer gibi...
Kelebek ömrüne yas tutar gibi..

Eğreti plak..

Saatlerce kapalı kalan trafik yolları gibiydik sen ve biz..
Haritalar açılıyordu önümüze,ağzı bozuk bir ifadeyle.
Ve içimizdeki yollarda fahişeler iş tutuyordu,güneşin batımından hemen sonra karşına çıkabilecek en kestirme otoban kenarlarında..
Kendime A,B,C'li şehir isimleri vererek denklemler kuruyorum,ben sana varıncaya kadar sen hangi şehirde olursun diye,fazla meraktan kediler ölürmüş ama şanslıyım ben.. Daha iki ayak devrimini henüz bitirmek üzereyken..
Otobüsü hiç gelmeyen durakta ki en son yolcuydum,yüzümde bir beklenti sadeliği,damağım kuru,boğazımda en son kalınan otel odasından arda kalan bir yığın cümle..
En son nerede bitirmiştik tükenmez kalemin tükenen mürekkebini,kapıda alınmayı bekleyen çöp misali bozulan senli,benli geçmiş zaman eklerini hangi cümlede bastıra,bastıra vurgulamıştık..
Bilmiyorum..
Balık gibi çırpınıyorum avuçlarımda ki su birikintilerinde,sonra küçük bir çocuk olup acıyorum kendime,atıyorum avuçlarımda ki suyla birlikte kendimi kurumuş bir nehire..
Güneş doğuyor,içimizde ki fahişelerde bir telaş. Koşturuyorlar rüzgar vurdukça yüzüme ve gülümsüyorum topukları kırılırken incilen narin bileklerine,giyilen kırmızısı solmuş siyah elbiseye..
Odam aydınlanıyor geceden bırakılan herşey yerli yerinde,hiç ait değillermiş gibi eğreti dizilimlerinde..
Ben uykuya dalarken sen pkabnı açıyorsun,aralarında çalmak için seçim yapamadığın plaklarını bir kez daha temizleyerek,şimdi bize ait olmayan bir pkapda çalan eğreti bir plak gibi..

Lütfen kendini de düşün..
Yalnızlık çok sıkıcı..

P.s..
''Sana kaşrı bir şey hissetmiyorum artık ''
Bunuda geçelim lütfen..

Et - Geç..

küçüktük..
Yıllar öncesiydi..
Gizlice bira içmeyi marifet sayıp,yanyana uyumayı eğlenceli kılıyorduk..
Yüzük düştü yere..
Başka bir kadına ait olduğunu anladık..
İçimizden olmayan ve bir o kadar içimizde yatan bir kadın..
Kırmızı tırnakları,mavi birgülüşü olan..
Maviyi sevmezdim ben yıllar önce..
Bu yüzden hep beyazdır cümlelerim..


P.s..
Büyüdükte adam mı olduk sanki..
'' di '' li bir geçmiş zaman eki var şimdi kurulan her cümlede..
özlenesi yıllar..

Pealla..

Küresel yobazlaşma bunun adı..
Daha çok fevrileşme,gözlerimin ıssız uykulara dalması,siyah beyaz perdelerde matine gösterileri benimkisi..
Kana,kana iç dediler.. kanattım,kanattım içtim..
Yanlış anlamışım,yanlış yerden bakmışım,hata yapmışım. Kime ne ?
İnsan her zaman sevdiği insanlara dokunmaz..
Bazen sırf dokunmak için sever bazılarını,kendince..
Kurbağayı öpünce prens olması gibi bir şey buda işte..
İkinci sınıf bir otobüs gezisi misali, Küllükler yerinde yok..

Öznesi,nesnesi,yüklemi..
Söyle kuzum hangisi incitti seni?


P.s..
Pealla tek kişilik yapılmaz ki..
Sen bilemedin mi çocuk ?

Duygu-kişilik-transpoze..

elmalı sodada ki elma tadı kadar sessizdi duruşu..
Karşı karşıya duran iki sandalye,iki içi boş bardak gibiydi tadı huzursuzluğun..
ve geleceğe dair planlar kadar hayalperest..
Gözleri ne renkti tam farkına varamadım. Saçları kapatıyordu gözlerini. Parmaklarıyla masaya çizdiği dairelerden okuyordum yüzündeki anlamsız boşluğu..
Kemiklerinin yoksul kokusundan tanıdım onun bir gece muhabbetinde ki sıradan bir insan olduğunu,camda ki bir kırık gibiydi hem sıradan hem incitici,itici..
Nazım Hikmet geliyordu aklıma,Küçük İskender geliyordu onun her yüzüme bakışında ve ben onda bir soprano izi bırakıyordum uzun ince parkmaklarına dokunduğumda..
Bilmediğim tarihlerden bahsedip,tanımadığım insanları yeriyordu ..
Bildiğim sözcüklere hiç değinmedi..
Bildiklerim bende kaldı,bilmediklerimi hiç anlatmadı..

Kişilik duyguyu evlatlıktan red edince,duygu kişiliği evlat edinirmi..

D.N..
Bir kadın tanıyorum,temizlikçi abla gelmeden önce bütün evi silen,süpüren..
Temizlikçi ablaya ayıp olmasın diye..

P.s. i love you izledim..
Şimdi çok daha sakinim..

Trouble..


Objektifin arkasından izliyorum seni,kül tablasının kenarlarında döndürüyorsun sigaranı,izmaritin hep bir üçgen..
Kenarlarına brokoli dizilmiş bir salata tabağı gibisin..
Brokoli kadar iştah açıcı,brokoli gibi doyurucu değilsin..
Damaklık bir zevk belki,bir tanesinin ağzında dağılması kadar kısa,pişirilmeden yada haşlanmadan önce olan görüntüsü kadar iticisin..
Servise sunuluyorsun rezervime,buda bizden diyorlar.. Afiyet olsun..
Daha tadına bakmadan doydum..
Ben kalkarken;
Boş bardaklar birikiyor masada,ikinci el duygular çıkarılıp askıya asılıyor,yüzü(m)n düşüyor cam sehpalara ve şehrin ışıkları uykuya dalıyor yaşlanan İstanbulda..
Ardımdan;
Ayakların çıtlıyor yürürken gecenin loşluğunda bense dinliyorum uvzunun yorgun feryadını. Gün ağarıyor gazetelerin sarı sayfalarında,sen susuyorsun..
Susadıkça yüzün düşer aklıma..
Tesadüf ne demek biliyormusun?
Kahveyle aram yine son derece haşır-neşir bu günlerde,konudan konuya atlıyor,verdiğim sözlerin hiç birinde durmuyorum.. Bilmiyorum,uykusuzum..
Uyandığımda odam aynı,akşamdan kalma bir huzursuzluk kokusu oksijenimi taciz ediyor. Coldplay-trouble dinliyorum güne başlarken,her yeni bir gün yeni bir cümlenin altını çiziyorum şarkıda.. Biri silmeli belli ki bu şarkıyı.. Her sabah dinlemek alışkanlık yapıyor.
Her yeni bir alışkanlık yeni bir soru demek. Sorulara cevaplarım yok benim,düşüncelerim hep kısıtlı..
Sahi neden yazıyorum bunları?


D.N..
Bir sinek cenazesinden dönmüşümde sanki..
Ağzım,burnum kanyak..


Tesadüf'ü izledim..Etkilendim..
Utanmasam ağlayacağım ayol..
Geçelim lütfen..

Bak seninde gözlerinde..

Yeni viledalanmış payanslarda ayak izlerim çıktı,umrumda olmadı yürüdüm. İzlerim hansell'in ekmekleri gibiydi.. O yollara attı,kuşlar yedi..

Herşey yapılabilirdi o an,her duygu dile getirilebilir,her aşk tekme yiyebilirdi.. Bağcıklarım çözülmüştü,bağlayası eller vardı bağladı..
Bir şeyler ifade edercesine düğüm atıldı bağcıklarıma, bir daha hiç çözmedim..
İçimde ki italyan soslu,acılı bayan yüksek topuklu ayakkabılarınla basıyorsun tüm duygulara,acıman yokmu kuzum?

Ben bir plan yaptım diyerek başlıyordu cümlelerine, sadece dinlerdim eskiden,çok eskiden,büyümemişken...
Tırnaklarım kısa ve ojesizdi,daha az poster daha az albüme sahiptim o zamanlar..
Sonra,sonra öğrenmeye başlamıştım ters yatınca miğde bulantısının geçmeyeceğini,içtiğim bira kadar lavaboya gideceğimi..
Ya şimdi..
Yol(un)dayım,vazgeç(eme)dim..
Herşeyi yaptık o an.. Her duyguyu dile getirdik,bütün aşklara tekmeler attık. Afacan tavırlarla aldattık,masumlukla özür diledik.
İstanbulu sevdik,alıştık,sahillerinde kustuk..
Yatağımıza yattığımızda gözlerimizi tavana dikip aynı yıldızın gölgesine tutulduk,ama sen her zaman daha aptal olandın..
Yıldızların gölgesi olmaz ki..


Eski ve buz gibi müzik kokan bir barda kesmişsin kalbini,kalbin kadar ellerinde kirlimi ..

Silent,Kaptan Ve Mami


Sabahın 11'inde üç deli divane ..
Sonra tren istasyonu tüm görkemiyle sonra bostancı durağı karşıda vapur iskelesi..
Bostancı durağında ismin dudağımda..
Kaçırılan bir ada vapuru üşenmeden beklenilen bir ikinci vapur,gülüşmeler,şakalar,krizler.. Derken gelen ada vapuru..
Bu ada vapurunda sen olmalıydın yanımda..
Bindik bir alemete gidiyoruz kıyamete hesabı yolda hazırlanılan planlar..
Ver elini büyük ada.. İner inmez bizim kaptan adayı dostumuzun tepkisi..
of allahım sana geliyorum hatunlara bak!
Yemek yedik önce bir bira eşliğinde balık.. Ne çok özlemişim..
Ertesinde bisiklet maceramız,fotoğraf krizleri,yorgunluk,kaptanın yokuşu çıkamaması,Maminin onu taşıma çabaları..
Derken,azizim büyüyor insan..
En son birlikte bir yere gittiğimizde cips ve meyva suyu ile idare ederken şimdi birbirmizin sigaralarına göz koyup biranın dibini içme telaşı içindeyiz büyümüşüz,farkına vardık..
Ama şuda bir gerçek ki bir araya geldiğimizde yine en az eskisi kadar çocuk,eskisi kadar mükemmel dostuz..
Büyüdüğümüzün farkına varmak canımızı yakmıyor aslında sadece biraz burukluk..
Hey gidi günler hey..
Eskiden fizikten kopya çekerken yakalanmanın telaşı içindeydik şimdi hayatımızdan geçen insanların endişesinde..
Veda vakti planlar yaptık,bu yaz hep beraberiz..
Bir daha ki çarşamba için sözler verdik birbirmize..
Ben mami'nin omzunda şarkılar söyledim vapur dönüşünde,mami kaptanın omzunda dinledi tüm bildiklerimi..
Veda vakti aynı otobüsteydik ben indim onlar el salladılar arkamdan..
Güzeldi,yaşanılası bir gündü,yazın en güzel süpriziydi belli ki..
İçim bir avuç umut dolu nereye gidersem gideyim ellerimi sıkı,sıkı kavrayan baş belaları var yanımda..
Bir daha ki çarşamba ver elini Ağva!

D.N..
Çalışan bir bayanım artık cicim..
Fedakarlık etmeliyim hippi görüşünümden,aylak vakitlerimden..
Sahi,
Konuşmalarım hiç bu kadar gerçekçimiydi kuzum?
Plasytim ; olsa dükkan senin..

Gaf..


Öyle yada böyle geçiyor zaman, ne kadar durduğum yerde sabitlenip gözlerimi sımsıkı kapasamda ellerimden akıyor bir şeyler damla,damla geçmiş adını alıyor..
Düşüncesi bile üzüyor bazen,kimim ben..
Müzik dinleyesim yok bu günlerde,gezme isteğim yok,konuşma isteğim zaten son aylarda kendini heba etti boşluğa..
Avuçlarım dolu,dolu koşarken yolun ortasına geldiğimde, ellerimde sadece tozları kalmıştı üzüldüm tabi her insan gibi,biraz gurur yaptım bakmadım arkama..
Sonra döndüm bulamadım kayettiğim yerleri..
Meğer ne çok olmuş sen senden geçeli hiç bir şey aynı kalmıyor, bir çok defa dile getirdiğim gibi ve kalmayacak dünya bu denli döndükçe..
Aslında senin dünyan tepsi gibi dümdüz..
Aynı yolda yürüdüğünde bir zaman sonra köşelere çarpıyor kalbin geri dönemiyorsun,köşelerin gururdan kaplı zaten, ah ne olacak bu halin..
Bir sene daha geçti, ellerim terli zamanı tutmaya çalışmaktan, o kadar da mutlu sayılmam.. Yaşlanmak değil ki korkum benim sadece ne bileyim hani bazen söyleyemez ya insan,işte öyle bir şey buda..
Fotoğrafçılığa başladım bazı şeylere artık kelimeler yetmiyor anlatmaya..
Bir kaç eski dostla görüştüm,bilmediğim yerlerde kayboldum,içimdekilerini atmak için sigarayı bahane edip bir saatlik yolu yürüdüm..
Kötüyüm bu günlerde,gerçekten kötüyüm..
Yaz geldiği için herkesin yüzünün anlamsız bir ifadeyle gülücükler saçıyor olması da sıkıyor aslında canımı,niye onuda bilmiyorum ya..
Anlamsız bir stres var üstümde,kanımı emen kene misali durdukça bitiriyor,uyuşturuyor beni..
Bacaklarımı dizlerime çekip oturasım var saatlerce kimse dokunmasın,konuşmasın,acıtmasın..
Bilmiyorum..
Üzülüyorum aslında sana..
Üzülüyorum kendime..

D.N..
Bir çöp kutusundan farksız hayat,içi sürekli doluyor,sürekli boşaltılıyor kimi duygular yerlere saçılıyor..
Eğilip toparlamayı midemiz kaldırmıyor..
3 Doors Down - So i need u çalıyor..

13,06,



Sen gelmeden önce daha kötüydü günler..
Bakma şimdi böyle dediğime
Ama geçecek biliyorum,
Göğsüme yatıp derin,derin nefes alış verişini duydukça geçecek herşey..
Bitecek,sona erecek bildiğimiz tüm kötü şakalar..
Ellerin,avuçlarımda kaybolurken,
Şarkılar söylemeye devam edeceğim sana..
Ve sen güldüğünde tüm zaman duracak,
Bütün kötü alışkanlıklarım seninle sona ermeye devam edecek..
Sen yeter ki hep gülümse..
İlk gün ki gibi..
Sana söz veriyorum,
Her attığın adımda duyacağım seni,
Eğer düşersen tutacağım ellerinden,
Devam edersen engel olmayacağım..
Çok kırıldı düşlerim,çok yoruldum,
Ama sen hiç hissetmeyeceksin bu olumsuzlukları,
Asla yara almayacak,asla kırılmayacaksın,
Öyle sıkı tutacağım ki ellerinden,
Düşmene bile fırsat vermeden geçeceksin tüm kötülüklerden..
Sana söz veriyorum ki,
Seni her zaman seveceğim..
Doğum günün kutlu olsun küçük meleğim..

Halan..

Alışkanlıklar..


Hesapta olmayan olaylar,anlamsız duruşlar,tedirgin bakışlar..
Masalsı bir yanı var, yağan yağmurların ıslattığı sokaklarda ki bıraktığı izlerin.
Sanki çok önceden ben,ben değilmişim gibi..
Kahve,kahve üstüne..
Göz kapaklarımın sertleştiği,kirpiklerimin canımı yaktığı andayım,kendimin batıya bakan yönünde bir sahil kenarında yüzme bildiğim halde boğulma endişesi içinde..
Sense rüzgarda savrulan saçlarınla bir fransız romantizmini andırıyorsun,bakışlarında ki hiç varolmamışlık endişe ettiriyor beni kendimden.
Sanki sen ve ben yada biz diye bir kavram yokmuşcasına,aynı kaldırımı bile paylaşmaktan yoksul iki avare yaratıkmışız gibi bakıyorsun gözlerimin içine..
Kafein tadında titremeler ruhumda..
Tedirginlik değil,korku hiç değil, dayanıksızlık belki.
Oda elimde değil..
Alışkanlıklarımdan vaz geçtiğim noktada yeni alışkanlıklar ediniyorum kendime,
Alışkanlıklarımdan vaz geçememe alışkanlığı..
Hayatımın yapışkan monotonluğundan sıyrılırken,o arındırılmış salgısıyla yeniden sarıyor beni özlem dolu bir kaç sözcük gibi..
İyi veya kötü fark etmiyor şu zaman dilimi içerisinde artık..
İyiyi ve kötüyü ayırt edebilecek kadar büyük,bu büyüklüğün farkına varamayacak kadar şaşkını(z)m..
Bu şaşkınlık içerisinde uykusuzluğuma yenik düşüp uzanıyorum saçlarına, saçların kadar masum olsan keşke,
Keşke biraz ben olsabilsen ..
Bencillikmi bu yaptığım? Sen olmak yerine ben olmanı istemem.. Adi ve basit bir bencillikmi..
Dedim ya...
Alışkanlık sadece..

Gözpınarlarım kurudğunda gökyüzü ağlar benim yerime..
Ani bir açıklanamazlık bu ruhuma..
Tepkili ve en az senin kadar karmaşık bir hareket bu bana..

Zümrüd-ü Anka..


Bir Zümrüd-ü Anka kuşu misali sen,
Değmeden açmıyorsun kanatlarını göğe..
Bir peri masalından mı çıkageldin?
Gecenin bu saatinde..
Burada masallara inanmayacak kadar büyük,
Okumaya üşenecek kadar kibirli duygular var..
Yağmur mu dedin ? Hani şu can acıtan,
Yağdıkça seni iliklerine kadar yakan,ıslatan yağmur mu bahsettiğin?
Pek sevilmez bu kentte böyle derinlemesine,
Böyle soyutlanmış ince duygular..
Nesnel olmalı,aynı olmalı biz olmalı yaşadıklarımız,
Susuzluğun giderisi için yağmalı yağmur,
Aşktan yanan kalplerin durulması için değil..
Bir Zümrüd-ü Anka kuşu misali sen,
Hala aynı yerde bekliyorsun gün batımını..
Oysa güneş hiç doğmayacak kadar derin battı,
Göz kapaklarımız ıslandı biz susadıkça,
Yanaklarımızdan aktı..
Bir uykusuzluk sarhoşu var içimde,
Sen bir Zümrüd-ü Anka kuşu..
Kanatlarından akıyor gökkuşağına renkler,
Gözlerinin feri kadar ciddi duyguların..
Bir Habeş soylusu ben,
Durdukça huysuzlaşan,yok olan..

08,,

D.N..
İlk ve tek şiirim..

Habeş Soylusu...


Bir bar taburesinin kendi ekseninde dönerek yere düşmesi gibiydi kırılan her şey..
Ağır ve sakindi,tiz ve yumuşaktı tüm sesler tıpkı pamuk ipliğinden yukarı çıkan bir tırtılın ayak sesleri gibi..
Dinlendiriyordu..
Bir bardak biradan sarhoşluğa meyilli bir alışkanlıktı bu aslında kimsenin ne söyleyebileceğimi tahmin edememesi yada tüm bildiklerimi herkesin bilmesi gibi bir duygu yoğunluğuydu..
Suçluydum bazı şeylerde,herkesin biraz suçluluk payı vardır benimkide böyle bir şey işte..
Kaldırımlarda bekleyen,emekçi adı verilen kadınlar gibi ruhum..
Sahte bir kontes gibi makyajı akmış,ruju taşmış biraz punk biraz black havasına bürünmüş,gümüş kaşıkları çiçek dikmek için kullanmış olan bir kontes kalbim..
Zavallım benim,anlayabilmekten yoksun iki gülümsemeye aldanan küçük mahluk..
Yordun beni..
Biraz gerginim sanırım,espri alışkanlığımı da yitirdim son günlerde kendi etrafımda pervane misali parmaklarım yorgun..
Hayatları bana değip geçen insanlar var farkındayım o kadar da sevmiyorum insanları götürüleri daha fazla oluyor her sürtünmede, bana değip geçmelerinde..
Küçük perileri sıkıyorum avuçlarımda yolunana denk kanatları,ayaklarım üşüyor mermerde çıplak ayakla dolaşmaktan,gözlerim acıyor ayrıntılara takılmaktan..
Sözcüklerim eriyor biten bardağın dibinde..
Suskunluğuma amadeyim ..
Emri vaki yapıyorum sürekli kendime,küçük notlar yazıp yapıştırıyorum yol kenarlarına,içimde ki küçük Godzilla’yı uyandırıyorum çoğu zaman parmaklarımdan başlıyor kontrol altına almaya..
Parmak uçlarımda yükselip bakıyorum dünyaya..
Küçük kontesi görebilme umuduyla pencere kenarında sabahlıyorum..
Bulutlar geçiyor güneşimin önüne..
Bulutsuzda çekilmiyor böyle havalar böyle duygular içinde,iyi geliyor..
Kendine bürünüp itiyor beni küçük zavallı pericik..
Ve konuşmaya başlıyor kendinden bir haber, boş sokaklarda..

D.N..
Evet dedi bende seni aldattım..
Bir kez de değil üstelik çünkü beni çok kanattın,çok sevdiğim bir yalandın..

Köhne kuyu delisi..



Gölge oyunları oynuyorum kendimle
Yatağıma ters yatıp şekilleri seyrediyorum kaybolduğum küçücük delikten..
Sesleri takip edip,kaybolduğum şehri geziyorum parmak uçlarımda,
Aman ses çıkarma..
Çift kişilik dev bir kadro oynuyor sahnede, yersiz gülümsemeler bırakıyorum dram sahnelerinde. Kimin umurunda ki oynanan rol, sorun sözcükler olmasa..
Bir akustik şarkı çalıyor en sevdiğimden,bol limonlu votka tadında,damağımda, uykusuzluğumda..
Şehrin ışıkları yanıyor ben kollarımda sinekleri öldürürken,bir kadın geçiyor baş ucumdan etekleri bana değercesine.
Hayat kokuyor buram,buram genzimi yakacak derecede nefes alıyor içinden,en derininden,ucube görüntüsü ardında..
Esip kayboluyor rüzgarda,tüm bildiği birkaç eski telefon numarası aslında, hala rehberinde gereksiz yere kayıtlı olan.Tüm bildiği eski yaşantısının etek uçlarına çengelli olması,bildiği sadece yosma yaşantısı..
Eş,dost,sevgili hepsi bir girdabın eflatun bakan yüzünde gömülü,sevimli ve cana yakın gülümseyişleri bir eflatunun koyu çizgisinde gizli..
Kalsın dercesine ittiriyorum ellerimle,yürüyorum bilmediğim sokaklarda,tanımadığım insanlarla,uyukluyorum omuzlarında. Bir bardak nescafe olsa ya baygın ruhuma, aralasa kapanan gözlerimi,alsam acısıyla,burukluğuyla tadını sana,bana inat..
Yutsam tüm bildiklerimi,yutkunsam,uyusam..
Gözlerim ne eflatun bakıyor sana nede beyaz..Bomboş,köhne eski bir masal gibi izliyorum seni..
Dibine kadar mutluyum bu gün..
Küfür edercesine mutluyum,sonsuzluk gibi,kainat gibi,ben gibi..
Ojelerimi çıkartıyorum,saçlarımı topluyorum ilk defa kızmıyorum buklelerime..
Dedim ya dibe vurduğum anda,dibine kadar mutluyum sonsuzluğun kucağında..

D.N..
Hoş seninde bir var oluş sebebin var,yakından uzaktan alakam olsa mutluyum..
Bir gülümseten benmişim.. Bir daha,daha söyler misin..
Tek iyim sen kalmışsın aman ne mutluyum,burnum omzunda..

Doğum günün kutlu olsun..

Kişi başına bir yalnız..


Çok adam tanıdım,çok kadınla konuştum yelkovanın akreple savaşında..
Ağlama küçük aptal peri..
Zerafetin kadar küstahlığın var omuzlarından dökülen saçlarında..
Eski türk filmlerine takılı kalmış, pavyon emeklisi bir şarkıcı gibisin..
Pilesi bozulmuş eteklerin hiç mi rahatsız etmiyor seni yürürken...
Gördüğün her köprüde inip boğaz havasını içine çekmeye çalışıyorsun,nefes almayı çoktan unutmuş bedenine oksijen verme niyetinde..
Her konuştuğum adamın içindesin aslında,
Biraz yosma biraz kendi tavrınca.. Gülümsüyorum sana, son derece batılılaşmış bir dille..
Düşeceksin bir gün bu eteklerini savurduğun yollarda, biliyorum..
Avuçlarımda öldürmüşüm ben sana getirirken kaçmasın diye sıkı,sıkı tuttuğum kelebekleri..
Şimdi diz çöksen silinir mi ellerimden o pullar,bıraktıkları vedalar..
Yürüme İstanbul sokaklarında..
Bırak kız kulesi yalnız yesin akşam yemeğini..

Tavanda rüzgardan dönüyor pervane..
İniltili bir sesle şarkı söylüyor duvarlarıma..
Çok okumuyor,çok yazmıyorum son günlerde..
yeni akustik şarkılar keşfediyor yeni gruplara göz atıyorum..
Sayfaları eskimiş günlüğün bir anlamı yok bu zamanda..
Sahi..
Onun derdi kiminleydi?

Önemsemek? Efendim?


Önemsedikçe önemsizleşiyor bazı ayrıntılar..
Ayrıntılara takılmamak gerek..
Şu konuşmayı yaşadım bu gün..
''içim bir buruk '' dedi bana..
Neden diyesim geldi..
'' merak etme senlik bir durum yok '' diye yanıtladı münasebetsiz!
'' benlik mi! ne alaka! ''
'' Yani seninle alakalı değil sen burkmuyorsun içimi.. ''
Unuttum seni der gibiydi,yada al buda sana kapak olsun, laf öyle sokulmaz böyle sokulur deyip heyecanla benim ani şok geçirmemi beklerken yüzünde ki o kocaman ve bir o kadar da boş gülümsemesini hazırlar gibiydi..
Derin bir uf çektim içimden yapma ya çok üzüldüm dercesine..
Birbirini ana yolda sollamaya çalışan iki arabadan önde olanın arkadakine yaptığı gibi gülümsedim ona..
Bir o kadarda keyifliydim..
Bozmasaydın keşke kendini,zorlamasaydın bu kadar..

D.N..
Gülmekten ölebileceğim bir konuşmaya şahit oldum otobüste...
' Evladım ışıklarda.. '
' Evladım dursana! '
' Ay ay geçtik ışıkları! ''
' Evladım niye indirmiyosun evine mi götürücen beni?? '
Koltuğun altına girmiş gülüyorum,uyumuş taklidi yaparak..
E, abi napıcaksın bu yaşdan sonra teyzeyi..?
İndiriversene,indiriversene...
Çek sağa!!

Dün,bugün,yarın,,


Harika bir gündü sanırım...
Son haftalarda üstüme çöken,bunalım kokan sinişik duygu bu gün tamamen dağıldı..
Uçtu parmak uçlarımdan gökyüzüne.
Dünün verdiği yorgunlukla bu sabah 12,30 civarı uyandım..
Yatak bomboştu.. Kimse kalmamaştı..
Kahvaltı etmek yerine sigarayı tercih ettim.. Son aylarda kahvaltıdan nefret eder durumdayım..Zorluyorum kendimi ya hadi bakalım..
Evden çıkmak için hazırlanırken bir telefon..
Gizeme açtırdım beni sorarlarsa yok desin diye ama direk bana uzattı telefonu annemdi..
-Benay , çıkıyormusun?
- E, evet..
- Gitme bugün baban seni bir yere götürcek hazırlan..
- nereye?
- Hazırlan hadi..
- peki...

Konuşma buydu sadece.. Nasıl duşa girdim nasıl çıktım kotumu nasıl giydim hiç bilmiyorum..
Babam geldi hep beraber giderken formula 1 e gittiğimizi öğrendim..
İçimde ki tutku bir anda boğazıma kadar çıkıp adeta kontrolü altına aldı beni. Piste yakınlaşmaya başladıkça bu tutkuyu deliler gibi yaşayan bir sürü daha insanın olduğunu gördüm.. Binlerce araba,binlerce insan..
Yarış başladı..Annem,ben ve babam gerçekten hayrandık bu tür yarışlara..
Ve gerçekten çılgın bir aileyiz sanırım..
Mr.Massa tur bindiriyordu daha 5. dakikadan.. İşin ehli olmak başka bir duygu cicim!
O arabaların sesleri bile huzur veriyor insana ..
Biliyorum garip birisiyim 3 gün önce sessizlik için çırpınırken bu gün yarış sesleriyle dinginleşiyorum.. Sorun bende mi? Yo hayır..
Kader diyelim geçelim..
Velhasıl..
Dönüşte farklı yollara girdiğimizi gördüm..
Boş bir pistte durunca , babam durdu arabadan inip al bakalım dedi..
Babamın bebeği bir anda kucağımdaydı..
Arabaya yavaşça kimin hükmettiğini göstermemi bekliyordu belki de.. Bunu yaptım ..
Arabayı kaçırmak yerine babamın bana teslim edişinde ki sezdiğim güven ve büyüme duygusu yeniden düşündürüyor beni..
Büyüyoruz azizim..
Hiç durmadan büyüyoruz,yaşlanıyoruz..
Daha geçen gün bebekler için ağlayıp lunaparka gitmek için anneme,babama masumlaşarak lütfen derken bu gün sevda buhranlarımız bizi nerelere sürüklüyor..
Bu 20'lik dişini sanırım gerçekten kaldırabilecek bir yaştayım artık..
Biraz buruğum sanki..
Nerede o eski oyuncaklar..

D.N..
Şarkı dinlemiyorum bu akşam..
Sigara kokan kıyafetlerimi değiştirip pırıl,pırıl pijamalarımla oturuyorum..
neredeyse posterden gözükmeyen duvarlarıma bakıp belki de gerçekten olmak istediğim yerdeyimdir diyorum..
Kim bilir..
Daha ne rüzgarlar kapımızda bekliyor..
Eteğimizin ucuna takılan bir yaprak gibi savruluyoruz akan nehirlere ..
Hadi bakalım..
Kolay gelsin..
Bu arada..
Abim ve Gizemin bugün 2. evlilik yıl dönümleri..
Nice yıllara..

Rom-Jül


Uyumak ve yepyeni bir güne başlamak istiyorum..
Çilek kokuları uçuşup giderken camdan dışarı yepyeni bir koku alayım kendime ait olan..
Ve herkes Grizu'nun dönüşünü seyredip bira ve kahve desin yeşil çimlerde..
Toprak kabarsın nisan yağmurlarına geri dönüp iç çekelim yaza..
Babamın sürdüğü arabada uykuya dalıp koyu otoban karanlığını içime çekeyim,
Bir uzun yolculukta..
Bu şehir eskisi kadar temiz olsun,eskisi kadar huzur versin dizlerime..
Ve özürler dilenmeli tüm kırıklıklara karşılık..
Lakin.. Şehir geri döner mi..
Çok oldu onun bizden vaz geçişi önce biz terk ettik onu tıpkı benim sana,ona ve diğerlerine yaptığım gibi..
Ellerimin üç dikey uzağında bir Ege havası, kokusunu sevdiğim eski aşklar tamda bu hizada ikamet ediyor şimdi bizlere çok uzak bir noktada..
Alelacele yalnızım paniğe gerek yok yine kontrolümün altındayım..
Bu bir Romeo ve Julliette masalımı?
Yoksa perdesiz gitarın parmaklarda bıraktığı boyamı..
Tam kavrayamadım..
Mavi,yeşil,ela ve kahverengi bakan gözlerini seviyorum senin..
Elma renginde ki hüznümü sana ait buluyorum,sorduğum gibi cevaplıyorum her şeyimi, başkalaşıyorum..
''yağmurdan sonra denizin tuzu az olur '' günlerden nisansa..
Gülüşlerimizde fazla alkollüydük,fazla çocuktuk,yalnızdık,umursamazdık,nisandık...
Gül dediler,güller kopardık çalıntı bahçelerden..
Sen bir perisin meleğim.. kanatları yolunmuş,düşünemeyecek kadar aptal olan bir perisin..
pembe tül-ipek karışımı etek uçlarına ağlıyorsun basmaman gerekliydi o çamurlara..
Ağla.. Açılırsın..
Yalnız bir şey daha..
Ağladıkça yayıyorsun lekeleri tenine..
Gül geçer,çalıntı bahçelerden..

Tanımadığım birisinin dediği gibi
periler ölürken özür diler...

D.N..
Unutmadan,sağolsun saat hatırlattı bana..
Anneler bilmeselerde tahmin ederler herşeyi..
Tıpkı annem gibi,Anneler günün kutlu olsun..

i'm ...


Bazen...
Tanımadığım bir şehir kokusu içimi kaplıyor..
Sevdiğim,sevmediğim tüm insanlar orada sanki..
Bir ağlama duygusu..
Senli,benli kokan tüm konuşmalar orada gizli. Saklayıpta hiç okumadığım dergiler,söylediğim yalanlar..
Amatörce bir mizah anlayışı gibi tebessümlerle geçiştiriyorum günlerimi..
Bazen çok soğuk oluyor üşüyorum derinlerden,gizli bir mabed'den.
Kızıyorum tüm herkese, dolabıma saklanıyorum saatlerce sesimi çıkarmadan belki kendimle baş başa kalma düşüncesi belki gizlenme duygusu..
Bilmiyorum aslına da bakılırsa kendimi çözebilmiş değilim henüz..
Bu ilk söz verişim değil ki tutmam beklenilsin,daha niceleri var geçmişimde tutulmaya yüz tutmuş,akışına bırakılmış olan..
Nisan yağmurlarını geçtik artık bahar kokusu işledi tenimize eskiye dair ne varsa kapladı üstünü yaldızlı cicili bicili paketlerle..
Kızmak geliyor içimden..
İstediklerime,aldıklarıma,red edipte keşke dediklerime kızmak geliyor bağıra,çağıra kızmak..
Öfkeyi kontrol edebilmesini öğrensek bir öğrenebilsek..
Yorgunluk akıyor leş gibi üstümden hiç bir şey yapmadan,mücadele etmeden yorgunluk akıyor,süzülüyor bacaklarıma..
Tırnaklarım batıyor avuçlarıma..
Her şey bir yanada şu aynı nehirde 2. kez yıkanamamak düşündürüyor beni..
Hiç bir şeyin bir saniye öncesi ile aynı olmaması..
Her geçen gün krokilerimizin bir öncekine oranla değişimi..
Sen hala aynı metroda aynı sefere yol alıyorsun ya geriside pek önemli değil zaten..
Avuçlarını aç..
Gökyüzünden bir kaç yıldız kayıyor...


D.N..
20'lik dişim çıkıyor,ağrım var..
Rob Thomas - if your gone çalıyor..
Bir yandan şampiyonluğumuz kutlanıyor..
Tebrikler yağdırıyoruz birbirmize, aynı renklerin sevdalılarına.
Şarkı değişiyor Unwell başlıyor..
İşte bu kalmalı..
Bizim şarkımız olmalı..
i'm not crazy..

Alright..


Parmak uçlarımla dönerken fincanın etrafında müzik aynı sessizliğiyle devam ediyordu..
Sanki bomboş bir opera salonunun ortasında tek başıma piyona çalar gibiydim..
Her tuşta bir his bırakıyordum geleceğe..
Müzik yavaşça yükselmeye başladı..
Çatladı fincan..
Sızdı kahve kesiklerden,
Parmaklarımda tadı..
Grekçe yazılmış notalar akdeniz kokuyor buram,buram..
Ve sende bir eflatun edasıyla bırakıyorsun en son sevdiğin adamı,metroya biniyorsun kaçak olarak..
Teninde ap-ayrı bir huzur..
Kedi yavrularını düşünüyorsun,balıklarına en son yem verdiğin zamanı..
Ve benim süzüldükçe bitiyor kahvem fincanda..
Birisi bağıra,bağıra şarkı söylüyor yanımda umursamadan,hissetmeden,duymadan.
Birisi ben oluyor bazen,
Umursamıyorum..
Aynı metroya ayrı zamanlarda biniyoruz seninle,aynı koltuğa,aynı demirlere dokunarak..
Sen benim bıraktığım tarihi geçeli epey olmuş dergilere bakıyorsun.Farklı şeyler düşünüyor,gazeteni açıp iş ilanları arıyorsun kendine..
İlan veriyorsun gazetelere ' Kiralık hayaller ' diye..
Başkaları geçiyor farklı istasyonlardan,farklı şehirlere. Başkaları hepimiz oluyor çoğu zaman, kah gülüyoruz aynı anlara ,kah ağlıyoruz romantik-komedi bir filmin sonuna..
Avucuma düşen külleri üflüyorum camdan dışarı..
Hepsi yanmış birer kelebek..
Ve asla bir daha yanma korkuları olmadan özgürce uçuyorlar ufka..
Piyonanın tuşlarına başını yaslayarak uykuya dalıyorsun..
Bense üşümüşlükten olsa gerek daha bir sıkı giyiniyorum uykuya..
O an çok övündüğümüz zekamız bizi yalnız ve huzursuz varlıklar haline getirmekten başka bir işe yaramıyor..
Aşksa sadece aptallığı veriyor bize. Sürgünden dönmemizi sağlayan o güzel aptallığı..

D.N..
İzlediğim filmin adını unuttum..
Tadı hala nutkumda..
Alright çalıyordu.. Çalmalı..
Daha nice alrightlara..

Bu Gün..



Parmak uçlarımda bir üşüme,dağıtıyorum tüm odaya..
Aklımda dünden,bugünden kalma hikayeler ..
Derin bir huzur ve neşe içimi kaplıyor istemeden de olsa her nefes alışımda hissedebiliyorum..
Bu gün yeni gruplar keşfettim,yeni filmler izledim,yeni sayfalar bitirdim.
Kocaman bir bardak dolusu portakal suyu içtim,duş aldım kendime geldim..
Ve yeniden yola çıktım..
Otobüsler,insanlar,taksiler..
Verilen tüm sözleri unuttum bu gün.. Yarına dair olan tüm planlarımı sildim yerine kendimle birlikte koca bir gün ayarladım..
Çok güldüm,az sustum bu gün..
Dün bir kaç dostla kavga ettim oluruna bıraktım her şeyi.. Koşmadım aksine durdum..
Aynada kendime baktım..
Saçlarıma hiç bir şey yapmadım dağınık ve eğretiydiler hoşuma gittim ve herşeyi yeniden gözden geçirdim..
Odi'yi andım bugün keşfettiğim grupları dinlerken oda sever eminim..
Tek,tek özür diledim içimden tüm sevdiğim adamlardan,yarı yolda bıraktığım insanlardan.. Gülümseyerek vedalaştım prens ve prensesle ..
Kırılan gitarımı inceledim.. Çok şey paylaşmıştık birlikte ve çok kızmıştım kimi zaman doğru yere basamadığım anlarda ona.. Onunlada öyle vedalaşmış bulundum..
Artık güneşin doğuşuna pek kalmadı sanırım..
Bekleyemeyecek kadar uykuluyum kim bilir belki yazın yeniden beklerim tüm canlılığımla..
Bu gün bitti..

D.N..
Playstimde i dont wanna know çalıyor.. NFG..
Ve duvarımda ki yazıma karşılık tüm ailenin seferber olup kenarına yazdığa cevaba kahkahalar eşliğinde bakıyorum..

'Ben Nasıl Bu Kadar Kötü Bir İnsan Oldum .. '
El-cevap.. ' Arpan Fazla Geldide Ondan '


Üzgünüm can..
Üzdün..
Bak gerçekten kırıldım artık..

Dur! Hazırmıyım.. Bilmiyorum..



Yorgunum..
Ne konuşuyorum nede gülümsüyorum bu aralar..
Ne yapıyorumda yoruluyorum bilmiyorum.. Yorgunum..
Çok okuyorum,bazen uyuyorum bazen ise..
Hazır hissetmiyorum kendimi hiç bir şey için..
Aslında hiç hissetmedim.. İlk flörtümde,ilk öpüşmemde,ilk sınavımda,ilk ailemden uzakta kalışımda..
Kendimi hiç hazır hissetmemiştim.. Ve hala hazır değilim bir şeylere, Aslında hiç bir şeye...
Yürüyorum hızlı,hızlı adımlarla.. Etrafıma bakmıyorum dikkat etmiyorum.. Hissetmiyorum..
Otobüse binip başımı cama yaslayıp öylece düşünüyorum.. Ne düşünüyorum? bilmiyorum..
Bir tuhafım bu günlerde..
Prangalar eskitiyorum ruhumda kepenkleri indiriyorum güneşe karşı.
Yaşanmış hayatlardan kesitler alıp üstüme giyiyorum olmuyor hiç biri kendim gibi..
Bir aldatmadır sarıyor tüm benliğimi.. Ne anlatabiliyorum,ne yaptıklarımdan eminim bu günlerde..
Aramam gereken öyle çok insanlar varki,belki bir iki sohbet..
Aramıyorum kimseyi,arayasımda yokki.. Özensiz cümleler seçiyorum zaten sırf kırıcı olmak adına belki de bu yüzden aramıyorum..
Beklediğim bir mail var.. Günlerdir..
Bekliyorum sessizce,bazen hiç merak etmiyormuş gibi bakıyorum gelmediğini görünce bozuntuya vermeyip kapatıyorum sanki hiç bakmamışım gibi..
Telefonum çalıyor açmıyorum.. Oysa çok sevilen bir dost arıyor..
Yalnız değilim görebiliyorum ama iki kişilik bir bedende değilim..
Bu yüzden uzağım sanırım son zamanlarda herkesden..
Dostlar anlatıyor, tebessümle bakıyorum yüzlerine sadece dinlemediğim belli olmasın diye..
Kendimi ve bir kaç eski şeyi alıp uzaklaşmak istiyorum anlamsız asfaltta diz çürütmek gülümsemek güneşi parmak uçlarımda çevirmek..
Hazır hissetmiyorum..
Playstimde bir şarkı çalıyor.. Gülümseyerek tarif ediyor ruhumu..
Gülümsemeden eşlik ediyorum kendimin bile duyamayacağı bir şekilde..
Ne yaptım biliyormusun..
Daha çok şarkı söyledim..
Sigaraya yeniden başladım,alış veriş yaptım gereksiz..

D.N:
Amcamı gördüm otobüste..
Tanınmayacak gibi değildi.. Şıktı,takım elbiseliydi..
Cama yasladım başımı gözlerimi kapadım.Oda görmedi zaten beni.
Aslında gidip omzuna vurup ' dostum naber yaaa ' demek geldi hep yaptığımız gibi.. Ama olmadı işte..
Yorgundum.. Alışılmadık bir yorgunluktu bu,
ve ben buna kendimi hazır hissetmiyordum..

ve en son olarak..
UNUTMADIĞIM ESKİ DOSTUMUN DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN..
24,04